ÜYE GİRİŞİ ÜYE OLMAK İÇİN ALTTAKİ LİNK İ TIKLA

YILDIZELİ

SİVAS İLİ YILDIZELİ İLÇESİ
YILDIZELİ İLÇE TANITIM

YILDIZELİ RESİMLER
YILDIZELİ FOTOĞRAFLAR
YILDIZELİ MANZARALAR
YILDIZELİ GÖRÜTÜLER
YILDIZELİ KÜLTÜR
YILDIZELİ ÖRF
YILDIZELİ TARİHİ ESER
YILDIZELİ COĞRAFYA
YILDIZELİ ULAŞIM
YILDIZELİ EKONOMİ
YILDIZELİ DÜĞÜN
YILDIZELİ GELİN
Yıldızeli, Sivas ilinin bir ilçesidir. Eski adı Yenihan'ndır. 1936'da yıllarda ismi, kuzeyindeki Yıldız Dağı'ndan esinlenilerek Yıldızeli olmuştur. Sivas'ın 46 km. batısında yer alan ilçesidir.

YILDIZELİ İLÇE TARİH
Sivas ve çevresi ile ilgili yazılan kitaplarda, hazırlanan yıllıklarda Yıldızeli tarihçesinin başlangıcı olarak l639 yılı alınsa da, i1çede tarih öncesinde M.Ö.4500’lerden itibaren yerleşimlerin olduğu, yapılacak yeni arkeolojik çalışmalarla bu tarihin çok daha öncelerine inebileceği anlaşılmıştır. İlçenin Kalkolitik Devir’den itibaren, Eski Tunç, Orta Tunç, Hitit, Frig, Med ve Pers dönemleri, Makedonya Krallığı ve Hellenistik dönem, Roma, Bizans, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminden günümüze kadar uzanan bir tarih sürecinde Orta ve Doğu Anadolu’nun bir geçiş bölgesi olarak sürekli iskana tabi olduğu anlaşılmaktadır.
Yeterli araştırma olmaması sebebiyle Yıldızeli civarında antik ismi bilinen yerleşim yoktur.

Bugünkü ilçe merkezinin bilinen ilk adı “YENİHAN”dır. Bu isim yöreye l639 yılında ilçenin yerleşim yeri olarak kurulduğu sırada yaptırılan handan dolayı verilmiştir. Osmanlılar döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında da aynı şekilde kullanılmıştır.
1936 yılında, ilçe sınırları içerisinde bulunan ve bölgenin en yüksek dağı olan Yıldız Dağı’ndan ( 2557) esinlenerek “Yenihan” adı “YILDIZELİ” olarak değiştirilmiştir.
İLKÇAĞLARDA YILDIZELİ

Yıldızeli’ni de içine alan Sivas bölgesinin tarihine ışık tutacak olan arkeolojik çalışmalar 1927 yılından itibaren başlamıştır. İlçemiz sınırları içerisinde tespit edilmiş ve halen tespitleri devam eden birçok yerleşim yeri mevcuttur.
Bu çalışmalar genelde yüzey araştırmaları ve tespit şeklinde olsa da, buluntular bölgenin tarihi hakkında önemli ipuçları vermektedir. İlçemiz Şeyhhalil Belde’si, Buğdaycık Tepe Yerleşimi, Menteşe Höyüğü, Kayalıpınar Höyüğü v.s. Kalkolitik Devir’de (Bakırtaş) (M.Ö.4500) iskan görmüştür. Yı1dıze1i’nin Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinin bir geçiş noktası olması, elverişli tarım arazileri, akarsuları ve ticaret yolları üzerinde yer alması sebebi ile ilkçağlardan itibaren bir iskan bölgesi olmuştur.
İlçemizde demir madeni ocaklarının varlığı, mermer ve kalker gibi madenlerin mevcudiyeti, sıcak su kaynakları Yıldızeli’nde yerleşimler için önemli kriterlerdir. İlçemiz Kalın Beldesi, Kandil Sırtları ve Külüğün Tepe Höyüğünün Kalkolitik Devir’den (M.Ö.4500) itibaren, Eski Tunç, Hellenistik, Roma ve Selçuklu dönemlerinde iskan görmesi sıcak su kaynakları ve taş ocakları ile ilgili olmalıdır.

Yıldızeli’nde yapılan yüzey araştırmalarında höyükler, surlu yerleşimler ve kaleler yüzeyden de olsa belirlenmiştir.
M.Ö.3000-1000 yı1larında yani Tunç Çağı’nda Yıldızeli’nde iskan devam etmiştir. Yapılan incelemelerde M.Ö.3000’lerde Yıldızeli’nin Orta ve Doğu Anadolu arasında bir köprü olduğu seramik buluntulardan da anlaşılmaktadır. Orta Anadolu’da görülen el yapımı kahverengi, siyah ya da kırmızı astarlı, üzeri perdahlanmış tek renkli seramik ile Doğu Anadolu’da çok görülen yüzeyi koyu siyah ve kahverengi astarlı ve parlak perdahlı el yapımı, kazıma ya da kabartma çizgileriyle ve karakteristik bezemeleri ile Orta Anadolu seramiğinden farklılık gösteren seramik türlerinin her ikisi de, Yıldızeli civarında görülmektedir. İlçemiz Yiğitler Köyü Maltepe Höyüğü coğrafi konumu ve buluntuları ile bu köprünün örneklerini taşımaktadır.
Orta Tunç Çağı adı verilen M.Ö. 2000-1500’lerde Asurlu tüccarların bölgeye gelmeleri ve ticaretin artması ile Orta Tunç yerleşimleri, Eski Tunç Dönemi’ne göre bazı değişiklikler göstermeye başlamıştır. Bunlar daha kalabalık ve surla çevrili yerlerde yaşama istekleri şeklinde kendisini göstermiştir. Bunda Anadolu’da zaman zaman başgösteren kıtlıkların da etkisi olmuştur. İlçemiz Şeyhhalil Höyüğü ve Pulur Höyük bu dönem yerleşimleridir.

Asur Ticaret Kolonileri adı ile geçen bu dönem Hititlerin Anadolu’ya hakim olmaları ile birlikte bir takım değişikliklere uğramış ancak ticaret sisteminde bir değişiklik olmamıştır.
Geç Tunç Çağı (M.Ö. 1500-1000) ile birlikte madencilik ilerlemiş, Orta Tunç dönemi yerleşimlerinin iskanı devam etmekle birlikte Hititler, Anadolu’da merkezî bir devlet kurmuşlardır.

İlçemizde Kayalıpınar Höyüğü ve Menteşe Höyüğü, Hitit dönemine buluntu vermektedir. Küçük krallıkların birleşmesinden oluşan Hitit Devleti’nde ilçemizde bir veya birkaç krallığın olması muhtemeldir; ancak yeterli araştırma olmadığından bu yerleşimlerin Hitit dönemindeki isimleri bilinmemektedir.
M.Ö.1000’den itibaren Demirçağ olarak isimlendirilen dönem, Hitit Devleti’nin birtakım sosyal sorunlar ve göçebe kavimlerin istilası sonucu ortadan kalktığı bir dönemdir. Erken Demirçağ ile ilgili yeterli yazılı belge yoktur. Bu dönemle ilgili bilgileri bazı yerleşim bölgelerinden ele geçen seramik parçaları vermektedir. Bu dönem, Eski Tunç Çağı ile benzerlik göstermektedir ve M.Ö. 800’lere kadar olan bu devir, Karanlık Dönem olarak da anılır. Güneykaya yerleşimi ve Argaz Höyüğü bu dönemde yerleşim görmüştür.

Orta Demirçağı adı verilen dönem Anadolu’da maden sanatında gelişmiş olan Urartu ve Friglerin hüküm sürdüğü bir dönemdir. İlçe, M.Ö. 800-700’lerde de Orta Anadolu kültürünün bir parçası olmuştur.
M.Ö.800’lerde bölgede Frigler’in hakimiyeti vardır. Bu dönem yerleşimleri birbirine yakın olup, kale ve surlu yerleşimler artmıştır. Kale ve surlu yerleşimlerin artmasındaki en önemli sebep de, göçebe kavimler olarak geçen Kimmerler (M.Ö.700) ve İskitler’in (M.Ö.600) bölgeye olan akınlarıdır.

Demirçağ’da ilçede Argaz Höyüğü, Hamzaşeyh Höyüğü, Pulur Höyük, Güneykaya yerleşimi ve Menteşe Höyük iskan görmüştür. Ancak Menteşe Höyüğü Frig dönemine ait bol miktarda seramik buluntuları vermekte olup, Friglerin hakimiyet bölgelerini göstermesi açısından çok önemli bir yerleşimdir.
Eski coğrafya bilginlerine göre Anadolu; Pontus, Kapadokya, Paflagonya, Galatya, Frigya, Lidya gibi adlar altında birtakım bölgelere ayrılmıştı. Yıldızeli ve çevresini içine alan Yukarı Kızılırmak Havzası Kapadokya Bölgesi’ne bağlıydı.
M.Ö. 700’lerde Medler tarih sahnesindeki yerlerini almışlardır. İran bölgesi merkezli bir devlet olan Medler, Anadolu’da hızla ilerleyerek Lidya ile komşu olmuşlar ve M.Ö.595 yıllarından itibaren savaşlar başlamıştır. M.Ö. 28 Mayıs 585’te Halys (Kızılırmak) Irmağı’nın kavsi içerisinde yapılan savaş sırasında güneş tutulması olunca, Tanrıların savaş istemediği şeklinde yorumlanmış ve Halys Irmağı sınır olmak üzere barış yapılmıştır. Yıldızeli ve çevresi bir süre Anadolu’yu istila eden İskitlerin eline geçtiyse de, bu yöreyi Medler tekrar ele geçirmişlerdir.
M.Ö.550’lerde Pers Kralı Kyros, Med Kralı Astyages’i yenerek tüm İran’dan başka, batıda Halys Irmağı’na dek uzanan Ön Asya ülkelerini içine alan Büyük Pers İmparatorluğu’nu kurmuştur. M.Ö. 547 yılında Lidya Krallığı’nın başkenti Sardeis’te alınarak, tüm Anadolu Pers egemenliğine girmiştir. M.Ö. 521’de Pers Kralı Darius, kontrolündeki bölgeleri 20 vergi bölgesine ayırmıştır. Yıldızeli ve çevresi de Kappadokia Satraplığı’nın kontrolünde kalmıştır.

HELLENİSTİK- ROMA VE BİZANS DÖNEMİ
M.Ö.331’de Makedonya Kralı İskender (III.Alexandros), Perslerin başkenti Persepolis’i ele geçirmiş; ancak Yıldızeli ve çevresinde Satraplar’ın yönetimi devam etmiştir.

İskender sayesinde Makedon, Grek, Anadolulu, Pers, Mısırlı ve diğer Ön Asya halklarının ve kültürlerinin karışıp kaynaşmasıyla yeni bir kültür ve tarih dönemi açılmıştır. Bu döneme Hellenistik Dönem adı verilmiştir.(M.Ö.334-30) İskender’in ölümünden sonra bölge Satraplıklar şeklinde yönetilmiş, Yıldızeli ve çevresi Pontus Satraplığı ve Kapadokya Satraplığı arasında bir geçiş bölgesi olması sebebi ile zaman zaman el değiştirmiştir. Hellenistik Dönem M.Ö.30 yıllarında Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’ya egemen olması ile son bulmuştur. İlçemizde Kalın Beldesi Külüğün Tepe, Güneykaya Beldesi yerleşimi, Belcik Kaletepe yerleşimi, Şeyhhalil Höyüğü Hellenistik Dönem yerleşimlerinden bazılarıdır.
Bölgenin Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girmesinden sonra birtakım yağmalara maruz kalmış ve Roma’ya bağlı bir eyalet olarak atanan valilerce yönetilmiştir. Romalılar, Pontus Krallığı’nı egemenliklerine almalarından sonra, bu bölgenin yönetimini Pontus Krallığı’na bırakmışlardır. Önceleri Diospolis olan Sivas’ın ismi de Sebast olarak değiştirilmiştir. Pontus Krallığı’nın yönetimi, M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun parçalanarak bölgenin Doğu Roma (Bizans) sınırları içerisinde kalması ile son bulmuştur. İlçemizde Hellenistik Dönem yerleşimleri Roma döneminde de devam etmiş, kale yerleşimleri artmıştır. Kümbet Kalesi, Belcik Kaletepe yerleşimi, Karalar Köyü Kalesi, Akçakale Kalesi Roma Dönemi kale yerleşimlerinden bazılarıdır.
Bizans İmparatorluğu döneminde Yıldızeli ve civarı önemli bir askeri bölge olmuştur. VII. yy.da bir müddet Sasani egemenliğine girmiş; ancak uzun sürmemiştir. 658 yılında Emevi ordularının akınları sonucu Malatya, Sivas ve Amasya’yı içine alan bölge bir süre Emevi egemenliğinde kalmış ancak tekrar Bizans’a geçmiştir.

Türk akınlarının 1020 yılından itibaren Anadolu’ya yönelmesi sonucu, Ermeni Kralı Senekerim ve Bizans Kralı II. Basil arasında yapılan anlaşmayla Kral Senekerim Hanedanlığı ve 14 bin civarında vatandaşı geçici olarak Sivas ve civarına yerleşmiştir. Kısa süre sonra Ermeniler, Sivas’ı başkent yaparak bağımsızlıklarını ilan ederler. Bizanslıların Ortodoks, Ermenilerin Gregoryan mezhebinden olmaları kısa sürede Bizans ve Ermeniler arasında çatışmaya dönüşür.
Türklerin Anadolu içlerine akınları sonucu bölge, 1059 yılında Büyük Selçukluların eline geçse de tekrar el değiştirir. Bizans İmparatoru Romanos Diogenes Malazgirt Savaşı’na giderken Sivas ve civarını yağmalar, Ermeni halkın bir kısmını katleder. 26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ve Bizans İmparatoru Romanos Diogenes arasında yapılan ve Türklerin üstünlüğü ile sona eren savaştan sonra da Anadolu ciddi bir direnişle karşılaşılmadan Türklerin egemenliğine geçer. Yıldızeli ve çevresi yaklaşık 1074 yıllarında Türklerin eline geçmiştir.
Yıldızeli ve çevresinde Roma dönemi yerleşimleri ve kaleler, Bizans döneminde de kullanılmıştır. Kayalıpınar ve Güneykaya, Bizans dönemi yerleşimlerinden bazılarıdır.

TÜRKLERİN YILDIZELİ VE ÇEVRESİNE YERLEŞMELERİ

1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra, Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır. 1074 yılında da Yıldızeli ve civarı Türklerin eline geçmiştir. Malazgirt savaşındaki önemli hizmetlerinden dolayı Sivas, Amasya, Niksar, Tokat, Çorum, Kayseri, Elbistan ve Malatya şehirlerini içine alan bölgenin yönetimi Alparslan tarafından, emirlerinden Melik Danişment Gazi’ye verilmiştir. Danişment Gazi Sivas’ı başkent yaparak, Haçlılarla savaşa devam etmiştir. Daha sonra başkent, Niksar’a taşınmış, 1104 yılında Danişment Gazi’nin ölümünden sonra yerine oğlu Melik Gazi geçmiş, ondan sonra da Melik Muhammed Gazi başa geçmiştir. Melik Muhammed Gazi’nin 1142 yılında ölümünden sonra çıkan taht kavgaları sonucunda Danişmentliler Devleti, Sivas ve Malatya kolu olarak ikiye bölünmüştür.
Selçuklu Hükümdarı II.Kılıçarslan l174 yılında Danişmentli Devleti’ni yıkarak Sivas ve Yıldızeli çevresini de Selçuklu Devleti’ne bağlamıştır. II.Kılıçarslan’dan sonra oğulları arasında bir süre taht kavgaları olsa da Rüknettin Süleyman Şah, Konya’yı alarak Selçuklu Devleti’nin birliğini sağlamıştır. Ölümünden sonra yerine sırayla İzzeddin Keykavus ve Alaaddin Keykubat geçmiştir. Bu dönemde Moğollar ilk defa Anadolu’ya girmişler ve Erzincan tarafına kadar gelmişlerdir.

Alaaddin Keykubat’ın ölümünden sonra yerine II.Gıyaseddin Keyhüsrev geçmiştir. Moğolları Anadolu’dan çıkartmak amacı ile Sivas’ın 60 km doğusundaki Kösedağ mevkiine gelinmiş, 1243 yılında Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusuna karşı yapılan savaş kaybedilmiştir. Selçuklu ordusunu dağıtan Moğollar, Sivas ve Yıldızeli çevresini yağmalamışlardır.
Moğollar tarafından kurulan İlhanlı Devleti idareye hakim olmuş, Sivas ve çevresi bu dönemde büyük bir gelişme göstererek önemli bir ticaret ve bilim kenti olmuştur. Anadolu’da yarım asır kadar devam eden İlhanlılar Dönemi’nde Vali Demirtaş Sivas’a yerleşmiş ve bağımsızlığını ilan ederek Sivas’ta uzun yıllar saltanat sürmüştür. Demirtaş’tan sonra sırayla; Alaaddin Eratna, oğlu Gıyaseddin Mehmet, Alaaddin Ali ve oğlu Mehmet Bey, Sivas ve civarında saltanat sürmüşlerdir.
Ali Bey’in ölümünden sonra tahta geçen 7 yaşındaki Mehmet Bey’i, Kadı Burhanettin tahttan uzaklaştırarak Sivas ve civarında kendi devletini kurmuştur. Kadı Burhanettin Sivas’ın imarı için çalışmış, surların etrafına hendekler kazdırmış, kaleleri tamir ettirmiştir. Karakoyunlu Hükümdarı Kara Osman’la yapılan savaşta öldürülmüş, yerine oğlu Alaaddin Ali Bey geçmiştir.
YILDIZELİ İLÇE OSMANLI
OSMANLILAR DÖNEMİ

Kadı Burhanettin’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Alaaddin Ali Bey’in yaşının küçüklüğü, yaklaşan Timur tehlikesi ve Karamanoğulları’nın baskıları sonucu Alaaddin Ali Bey, Yıldırım Beyazıt’a çağrı yaparak Sivas ve Yıldızeli çevresini teslim etmiştir.
Yıldırım Beyazıt önemli bir sınır şehri olması sebebi ile Sivas ve civarının idaresini Şehzadesi Süleyman Çelebi’ye vermiştir. Osmanlıların idaresine geçtikten bir yıl sonra 1400 yılında Sivas, Timur’un istilasına uğramış uzun süre direnen şehir sonunda düşmüştür.Timur Sivas ve civarında Müslüman olsun, Hrıstiyan olsun halka işkenceler yapmıştır. Bu işkenceler halk arasında bugüne kadar unutulmayan söz olarak kalmıştır. “Sana öyle bir iş edeyim ki, Timur Sivas’a yapmamış ola.”
1402 Ankara Savaşı’nda Timur’un Osmanlı ordusunu mağlup etmesinden sonra Anadolu’da taht kavgaları başlamış bu karışıklıklar sırasında Sivas ve çevresi Kadı Burhaneddin’in damadı olduğu sanılan Mezid Bey’in yönetimine geçmiştir. Amasya ve çevresini ele geçiren Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Çelebi Mehmet 1408 yılında bölgeyi yeniden yöne­timine bağlamıştır.
1398 yılında Osmanlı hakimiyetine giren ve bir daha da elden çıkmayan Yıldızeli yerleşim alanı, 1639 yılına kadar Tokat, Sivas ve Yozgat şehirleri arasında bataklık ve dar bir geçit bölgesi olarak kalmış, Osmanlıların doğuya yaptığı seferler sırasında yol güzergahı olarak kullanılmıştır. 1639 yılında IV.Murat döneminde Vezir Kemankeş Kara Mustafa Paşa tara­fından buraya bir han yaptırılarak,Yenihan adı ile yerleşim yeri olarak kurulmuştur.

IV. Murat Döneminde Yıldızeli’nin Kuruluşu ve Gelişimi
1639 yılına kadar Yıldızeli ilçesinin bugünkü yerleşim alanının sazlık ve bataklık bir yer olduğu ve bölgede iki-üç evlik bir köyün varlığı hakkında çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bu bölgenin buradan geçenler için korkulu bir dar geçit olduğu belirtilmektedir.
1639 yılında Osmanlı Devleti’nin XVIII. Padişahı olan IV. Murat, Bağdat Seferi’ne çık­madan önce I. Veziri Kemankeş Kara Mustafa Paşa’ya sefere gidecek ordu için konak­lama merkezleri yapılması için emir vermiştir. Bunun üzerine Vezir Kemankeş Mustafa Paşa, ordu güzergahı üzerinde bulunan ve Tokat, Yozgat ve Sivas il yollarının kesiştiği yer olan bu­günkü Yıldızeli’nin bulunduğu yere gelerek, bataklık ve sazlık alanı kurutmuş; 1639-1640 yıllarında buraya büyük bir han, bir cami, iki mescit, bir hamam ve bir de sıbyan mektebi yap­tırarak burayı yerleşim alanı olarak kurdurmuştur. Yeni kurulan bu yerleşim alanına bölgeye yakın yerlerden halkın yerleşmesi sağlanmıştır. IV.Murat bu yeni yerleşimin bütün yetkisini Kemankeş Kara Mustafa Paşa’ya vermiştir. Kemankeş Kara Mustafa Paşa Yıldızeli’nde bir vakıf kurdurarak buraya yerleşenlerden vergi alınmamasını, askerlikten muaf tutulmasını ve güvenliklerinin sağlanmasını isteyerek, nüfusun artmasını gerçekleştirmiştir.
Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Yıldızeli’nin kuruluş yıllarında evlerin kire­mit ile örtülü, hanın 100 at alacak kadar büyük olduğunu, hanın önündeki caddenin sağında ve solunda 40-50 dükkanın var olduğunu; ayrıca hanın Sivas kapısı yönünde “Hindi Baba” adında bir de ziyaretgahın bulunduğunu belirtmektedir.

IV. Murat’ın Bağdat Seferi sırasında ordunun konaklaması için kurulan eski adı ile “Yenihan” yeni adı ile “Yıldızeli” 1650-1874 yılları arasında bucak olarak Sivas iline bağlı kalmış, 1875 yılında da aynı ile bağlı olarak ilçe yapılmıştır. İlçe olduğu yıllarda Yıldızeli’ne bağlı 10 nahiye ve l5 köy olduğu bilinmektedir.
İlçemiz belli tarihlerde yurdun değişik yörelerinden göç almıştır. Tarihte 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rus zulmünden kaçarak Anadolu içlerine göç eden Kars halkından bir bölümü Yıldızeli ve çevresine yerleşmişlerdir.

1915 yılında dönemin Sivas Valisi Muammer Bey zamanında ilçe merkezine bir okul yaptırılmıştır.
KEMANKEŞ KARA MUSTAFA PAŞA

1592 yılında Arnavutluk’un Avlorya, bugünkü adıyla Vlore, şehrinde doğdu. Devşirme olarak Yeniçeri Ocağına alındı ve Kara Hasan Ağa’nın himayesinde eğitildikten sonra “So­lak” olarak göreve başladı. Kısa sürede “Çorbacılık”, “Kul Kethüdalığı” ve “Sekbanbaşılık” mevkilerine yükseldi. Ok atıcılığında büyük ustalık kazanarak “Kemankeş” ünvanını aldı. Kemankeş, Osmanlı Devleti’nde okçulukta ve ok atmada ustalığı ve yeteneği olanlar hakkında kullanılan bir “unvan”dır. Osmanlı Devleti’nde birçok kemankeş yetişmiş, bunlardan ve­zirliğe; hatta sadrazamlığa kadar yükselenler olmuştur. İşte adını Galata semtindeki bir ma­halleye verdiren Kemankeş Kara Mustafa Paşa bunlardandır.
Revan (Erivan) Seferi öncesinde IV. Murat tarafından Yeniçeri Ağalığı’na getirildi. Se­fer sırasında IV.Murat’ın dikkatini çekti ve İstanbul’a dönüşte Kaptan-ı Derya oldu. IV. Murat Bağdat Seferi’ne çıkarken Kaptan-ı Deryalık görevine ek olarak Sadaret Kaymakamlığı göre­vini de verdi. Bağdat Seferi sırasında padişahın her konuda danıştığı paşalardan biri oldu.

Bağdat seferi sırasında Sadrazam Tayyar Mehmet Paşa, 24 Aralık 1638 tarihinde şehit olunca yerine Kemankeş Kara Mustafa Paşa getirilmiştir. Tayyar Paşa’dan sonra Veziri Azam olan Kemankeş Kara Mustafa Paşa, devlet işlerinde ciddi ve dürüstü. Sadrazamlığın kendi­sine verilmesini beklerken Kemankeş’e verilmesini hazmedemeyen Şam Eski Valisi Silahtar Mustafa Paşa, Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın hasmı olmuştur. Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın ilk büyük hizmeti İran ile Kasr-ı Şirin Anlaşması’nı yapmasıdır. İran’dan dön­dükten bir süre sonra Sultan Murat vefat etmiştir. Bu dönemde etkisini artıran Kemankeş, önce Silahtar Mustafa Paşa’yı sonra Nasuh Paşa’yı öldürtmüş, Sultanzade Mehmet Paşa’yı Şam Valiliği’ne tayin ettirmiştir. Ancak Silahtar Yusuf Paşa ve Hüseyin Paşa (Cinci Hoca), Kösem Sultan’ın destekleri ile Sultan İbrahim’in vezirliği görevine atanmışlar ve Veziri Azam Kara Mustafa Paşa’nın bir çok yetkisi kısıtlanmıştır. Her ikisini de padişah koruduğundan dolayı bir şey yapamayan Kara Mustafa Paşa, Yeniçerileri ayaklandırarak her ikisini de öldürtmek iste­miş; ancak Ocağın akıl hocalarından Koca Muslihiddin Ağa bu olayı Padişaha anlatmış Padi­şah da, Kara Mustafa Paşa’nın katlini emretmiştir.
Hocapaşa çarşısında Tırnakçı Sarayı ve Sebilhane önünde Cellat Kara Ali tarafından kementle boğularak öldürülmüş, 1644’ün ocak ayında Çarşıkapısı’ndaki türbesine defnedilmiştir.

Kemankeş Kara Mustafa Paşa 5 yıl 4 ay süren Sadrazamlığında bazı hataları ile birlikte devlete çok önemli hizmetlerde bulunmuştur.

HİZMETLERİ
Ayarı düşük akçe yerine yeni akçeler bastırmış ve Osmanlı parasının değerini artırıcı çalışmalar yapmıştır. Bunda da başarılı olmuştur. Yeniçeri ve Sipahilerin sayısını azaltmış ve maaşlarını düzenli ve tam almalarını sağlamıştır. Devlet maliyesini sürekli denk götürmüştür. Donanmayı düzenlemiş, nüfus sayımlarını yaptırmış, Padişahın da emriyle ordu güzergâhında bulanan ıssız yerlere yerleşim yerleri kurulmasını sağlayarak buraların gelişmesini sağlamıştır. Böylelikle Yıldızeli’nin de kurucusu olmuştur.
Devlet işlerinde rüşveti, adam kayırmayı kaldırmış; bu sebeple de birçok düşman edinmiş. Sadrazamlık hayatı, devlet işleri ve düşmanları ile uğraşarak geçmiştir. İstanbul’da satılan tüm mallara narh konulmasını sağlamış; böylece piyasada kısa bir süre de bolluk ve ucuzluk sağlanmıştır. 15 Mayıs 1639’da Kasr-ı Şirin’de, 1622 yılından beri 17 yıldır süren Osmanlı-İran Savaşları’na son verecek Kasr-ı Şirin Anlaşması’nın imza edilmesinde önemli katkıları olmuştur.

MİLLÎ MÜCADELE VE CUMHURİYET DÖNEMİ
Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı Devleti’nin dahil olduğu İttifak Devletleri, harpten yenik çıkmış; 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti, yok olmanın eşiğine gelmiştir. Mütarekenin 7. maddesi öne sürülerek ülkenin çeşitli bölgeleri işgal edilmeye başlanmıştır. Ordu tasfiye edilmeye başlanmış, cephanesi elinden alınmıştır. Halk yor­gun, fakir ve ümitsizdir. Bu ortamda Rum çetelerinin Karadeniz’de yağmalama ve asayişi bozmaları üzerine Mustafa Kemal Paşa 30 Nisan 1919’da 9.Ordu Kıta Müfettişliği’ne atanmıştır. Bu görev, Mustafa Kemal Paşa için bulunmaz bir fırsat ve Anadolu’ya açılmanın yolu­dur.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Paşa, 27 Haziran 1919’da Tokat-Yıldızeli üzerinden Sivas’a gelmiş, Vali Reşit Bey tarafından askeri törenle ve büyük bir coşku ile karşılanmıştır. Ertesi gün Sivas’ta kongre yapılması kararı alınmış, Mustafa Kemal Paşa 28 Haziran l919’da Erzurum’a hareket etmiştir. 9 Temmuz 1919’da ordudan istifa etmek zorunda kalmıştır.
2 Eylül 1919’da Mustafa Kemal Paşa, Erzurum yolundaki Paşa Pınarı mevkiinde halk tarafından büyük bir coşku ile karşılanır. 4 Eylül l9l9 günü Mektebi Sultanî’de (Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi) kongre açılmıştır. Cumhuriyetin temelleri burada atılmıştır.

Kurtuluş Savaşı’nın başlamasından sonra eski sabıkalılardan Postacı Nazım ve Kara Mustafa tarafından isyan çıkarılmıştır. 14 Mayıs 1920’ da başlayan isyan, Yozgat ve Zile taraflarını da etkilemiştir. Milli Mücadele’ye karşı başlatılan bu isyan Antep bölgesinden gelen Kılıç Ali Bey ve Erzurum’dan gelen Milli Kuvvetler tarafından 12 Haziran 1920’de bastırıl­mış, Yıldızeli, Yozgat ve Zile çevresinde asayiş sağlanmıştır.
Milli Mücadele’nin kazanılıp Cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa Kemal Atatürk birçok kez, Yıldızeli üzerinden Sivas’a gitmiştir. Cumhurbaşkanı olarak 27 Eylül 1924 tarihinde eşi Latife Hanım ve beraberindekilerle, 19 Eylül 1928 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve heyet, Tokat’tan gelip Yıldızeli üzerinden Yazı ve Harp İnkılaplarını halka tanıtmak amacı ile Sivas’a geçmiştir.

Cumhuriyet döneminde köy çocuklarının eğitim ve öğretiminin sağlanarak köylerine dönüşlerinde eğitim ve sosyal hayatta köylerin kalkınması amacı ile uygulamaya konulan Köy Enstitüleri, projesi dahilinde 1 Ocak 1942 tarihinde Pamukpınar Köy Enstitüsü kurulmuş, ilk müdürlü­ğüne de Tahsin Müslüm Türkbay atanmıştır. İlk yıllarda iptidai bir şekil de çadır ve barakalarda öğrenim veril­miş; daha sonra 1949 yılında okul binası, revir, atölyeler, yatakhane ve yemekhane inşaatları bitirilerek öğrenim devam etmiştir. Köy enstitülerinin kapatılmasından sonra da burada eğitim ve öğretim devam etmiştir.
YILDIZELİ İLÇE COĞRAFYA
COĞRAFÎ KONUM

1400 m. rakımıyla, İç Anadolu Bölgesi’nin en yüksek ilçelerinden biri olarak bilinen Yıldızeli, 2645 km2’lik yüzölçümüne sahiptir. İlçe topraklarının doğusunda Sivas merkez, batısında Yozgat’ın Akdağmadeni, kuzeyinde Tokat’ın Sulusaray ile Yeşilyurt, güneyinde Sivas’ın Şarkışla ilçesi bulunmaktadır.

Yıldızeli Sivas il merkezine 47 km. uzaklıkta olup Sivas-Ankara ve Sivas-Tokat yolu üzerinde yer almaktadır. Aynı zamanda ilçede, Sivas-Samsun demiryolu ulaşım ağı da mevcuttur.
YÜZEY ŞEKİLLERİ
İç Anadolu Bölgesi’nin kuzeydoğusunda yer alan Yıldızeli, yüksek ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Kuzeyi ve doğusu dağlıktır. Güneye doğru dağların alçalmasıyla geniş ve hafif engebeli araziler oluşmaktadır. Kuzeyi, doğusu ve orta kesimleri akarsularla yarılarak derin vadilerle parçalanmıştır. Topraklarının çoğu, 3. zamana ( tersier) ait rüsubi ( tortul ) arazilerdir. Bu zamanda meydana gelmiş organik kalker, kil, marn, gre, kum, mermer gibi çeşitli yapıyı arazide bulmak mümkündür. İlçenin ve Direkli Nahiyesi’nin bazı kısımlarındaki topraklar miosen tabakalarından oluşmuştur.
İlçenin batı kesimlerinde rakımın düşük olması nedeniyle bitki örtüsü zengin ve tarıma elverişli araziler de fazladır. Yıldızeli yerleşim itibariyle Çal Dağı’nın kuzeye bakan eteklerinde yer almaktadır.
DAĞLARI VE OVALARI
Yıldızeli güneyde Çal Dağı, kuzeybatıda Çamlıbel dağları ile çevrilidir. İlçenin kuzeydoğusunda bulunan ve sönmüş volkanik dağı olan Yıldız Dağı, 2537 m yükseklikle önemli yükseltilerindendir. İlçenin diğer yükseltilerini Tura, Gürcü ve Akdağlar oluşturmaktadır.
Yıldızeli (Bedehdun) Ovası, Yıldızeli Çayı vadisinin genişleyen tabanında ve Sivas- Tokat karayolunun iki yanında uzanan bu ova pek geniş değildir. Ovanın ortasından geçen Yıldızeli Çayı’nın suları yazın azalır. Bu nedenle Yıldızeli Çayı’ndan, sulamada pek fazla yararlanılamaz. Bir ovadan çok, yüksek bir düzlük durumundaki bu tarım alanın sulanabilen yerlerinde şeker pancarı, ayçiçeği, patates gibi ürünler yetiştirilirken sulanamayan yerlerinde ise tahıl ürünleri yetiştirilmektedir.
AKARSULARI VE GÖLLERİ
İlçe topraklarından kaynağını alan sular, Kızılırmak ve Yeşilırmak aracılığıyla Karadeniz’e ulaşır. Yıldızeli Çayı (eski adı Kalın Irmağı ) ile Yıldız Dağı’nın yamaçlarından doğan Yıldız Çayı ( eski adı Cebirırmak), güneyde doğal sınır oluşturan Kızılırmak’a katılan başlıca akarsulardır.
Orta ve batı kesimlerinden kaynaklanan dereler, ilçe sınırları dışında Yeşilırmak’ın kollarından Çekerek Çayı’na katılır. Han ve Kümbet Deresi, ilçenin diğer önemli akarsularını oluşturur.

İlçenin 15 adet sulama göleti bulunmaktadır. Bunlar; Sarıçal, Tat, Altınoluk, Kerimümin, Karacaören, Çağlar(Kurt Boğazı), Aşağı Çakmak, Ilıca, Avcıpınar, Kaman, Küçükhöyük (Etyemez), Kıldır, Aslandoğmuş,Demirözü ve Yusufoğlan’dır.
YILDIZELİ İLÇE İKLİM
İKLİMİ
Karasal iklim karakterine sahip olan Yıldızeli’nde, yağışlar sonbahar, kış ve ilkbahar aylarına rastlamaktadır.Yaz mevsimi kısa süreli olup, kışları sert ve soğuktur. Kışları sıcaklığın çok düşük olması nedeniyle kar bazen aylarca kalkmaz. Yağmur, genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür.
İlkbaharda görülen yağışlar, öğleden sonra yağan kırkikindi yağışları şeklindedir. Yaz ve kış mevsimi arasında sıcaklık farkı fazla olduğu gibi, gece ve gündüz arasında da sıcaklık farklılıkları görülmektedir.
YILDIZELİ İLÇE KÜLTÜR
DÜĞÜNLER

Dede Korkut hikâyelerinde yüzyıllardır anlatıla gelen düğünlere baktığımızda Anadolu`da özellikle kırsal kesimlerde, düğünlerin özü bakımından pek değişimin yaşanmadığına şahit oluruz.

Dede Korkut hikâyelerinde ve diğer halk hikâyelerinde geçen “tepeleme etler, kaynayan kazanlar, ardı arkası kesilmeyen misafirler, şenlik havasında geçen yarışma ve oyunlar’’ yaşadığımız bunca kültür erozyonuna rağmen ayakta kalmayı başarmış geleneklerimizdendir.
Düğünleri bir yörenin mahallî kültür deposu olarak ele aldığımızda karşımıza o yörenin yemekleri, türküleri, manileri, gelenek ve görenekleri, giyim-kuşamı, hatta dinî ve ahlâkî yapısının çıktığını görürüz.

Yıldızeli köylerinin geniş bir coğrafyaya yayılmış olması sebebiyle, elbetteki pek çok bakımdan olduğu gibi düğün âdetleri bakımından da farklılıklar göze çarpar; ama bu farklılıklar, geleneklerin özünden ziyade icra ediliş tarzındadır. Kalın`dan birisi, Kızıllı`daki bir düğünde yabancılık çekmeden eğlenebilir ve düğün âdetlerini yerine getirebilir. Bakırcıoğlu`ndan birisi ise size Yolkaya`daki düğünleri ayrıntılı bir şekilde sunabilir.
Yıldızeli`ndeki evlenme ve düğün âdetlerini, Anadolu`nun bir çok yöresinde olduğu gibi, şu

bölümlerde ele alabiliriz:

KIZA BAKMA
Aynı köy içindeki dünürlüklerde bu gelenek yoktur; çünkü köy halkı, birbirini zaten yeterince tanımaktadır. Köy aşırı dünürlüklerde ve ilçe merkezinde “kıza bakma” geleneği sürdürülmektedir .

Evlendirilecek olan erkek veya kız, öncelikle rüştünü ispat etmiş olmalıdır. Oğlan, traktör kullanmalı (Eskiden ata binmekti.), tarım ve hayvancılık alanlarında fikirler yürütebilmeli, askerliğini yapmış olmalıdır. Kız ise, “ev işleri artık ondan sorulacak seviye”ye gelmiş olmalıdır.
Evlenecek gencin anası ile komşu ve akrabalardan hatırı sayılır birkaç kadın, bir araya gelerek kız beğenmeye çıkarlar. Önceden tavsiye edilen kızın evine gidilerek kız, bizzat görülür. Kızın güzelliği, davranışları ile birlikte ailenin durumu usûlünce incelenir. Kız beğenilirse başka bir gün dünürlükte bulunulur. Dünürlük sırasında kız ve erkeğin birbirini görmesi sağlanır. Bazen yanlarına küçük bir çocuk gönderilerek yalnız bırakılmazlar. Kız ve oğlan, konuşup anlaştıktan sonra asıl dünürlük başlar.

DÜNÜRLÜK
İlk dünürlük kadınlar tarafından yapılır. Oğlanın anası ve yakınlarından birkaç kadın, kız evine giderek kızın ailesine kızlarını beğendiklerini söyleyerek dünür olurlar. İlk dünürlükte kız tarafının vereceği cevap: “Hele biz biraz düşünelim. Allah yazdıysa olur.” şeklindedir.

Birkaç günlük düşünme müddetinde her iki taraf da birbirini araştırır. Bu süre sonunda dünürlük tekrarlanır. Eğer kızın verilmesi uygun görülmüşse verilecek cevap: “Allah yazısına ne diyelim; ama bir de babaları görüşsünler.” şeklinde olur. Şayet kız verilmeyecekse münasip bir cevap verilir.
Kadınlar arasındaki görüşmeden müspet bir sonuç alınırsa, bu kez babalar görüşerek işi neticelendirirler ve söz kesme gününü karalaştırırlar.


SÖZ KESME

Kararlaştırılan günde oğlanın babası, hatırı sayılır birkaç komşu, akraba ve imamla birlikte kız evine giderler. Kız tarafı da aynı şekilde yakın akraba ve komşularını söz kesmeye davet eder. Akşamleyin kız evinde toplanılır. Bir süre oturup, tanışıp kaynaşıldıktan sonra imam veya yaşlılardan biri sözü asıl meseleye getirerek dünürlükte bulunulur: “Allah’ın emri,Peygamberin kavli ile kızınız ..........’ı oğlumuz ..........’a istemeye dileyi geldik.” der.
Kız tarafının sözcüsü: “Allah’ın emrine ne diyelim, bizi hısımlığa kabul etmeniz, bizim için bir şereftir; çok mehel, çok münasiptir” diyerek hısımlığın kabul edildiğini bildirir.

İmam, başlatılan işin hayırlı uğurlu olmasını dileyen duayı okur ve orada bulunanlar da hayırlı dileklerde bulunurlar. Söz kesimi sonunda çay veya kahve ikram edilir.

Bazı köylerde çok nadiren de olsa başlık adeti bulunduğundan başlık miktarıyla birlikte takılacak takılar da söz kesme sırasında etraflıca karara bağlanır.
NİŞAN

İlçede yapılan nişanlar, genellikle salonlarda yapılır; köylerde ise şerbetle beraber olur. Söz kesiminden sonra karalaştırılan günde erkek ve kız tarafı, akraba ve komşuları şerbet ve nişana davet eder. Şerbet içme günü genellikle perşembe veya pazar günü olur. Davet edilenler kız tarafında toplanırlar. Orada bir tepsi içerisin de erkek tarafından getirilen çay, şeker, sigara vb. bulunur. Bir süre konuşulduktan sonra kız tarafından bir kişi , ortaya konulan tepsiyi kastederek: “Hazırlıklarınıza bakılırsa herhalde mevlit okutacaksınız!” gibi bir latifede bulunulur.
Kız tarafından yaşlı birisi, imama: “Efendi, bu meclisin bir maksadı var, iş pek öyle mevlit işine benzemiyor!” diyerek karşı tarafa söz açma hakkı tanır. Karşı taraftan biri de söz kesmede olduğu gibi dünürlüğü tekrar eder, bu hayırlı iş hakkında cemaatin görüşlerini sorar. Orada bulunanlar: “Uygundur!” şeklinde görüşlerini belirttikten sonra, daha önce hazırlanmış olan renkli şerbet ikram edilir.
Şerbet, büyük bir kap içerisinde ortaya getirilir. Şerbet dağıtıcısı “Tas batmıyor!” diyerek düğün sahibinden bahşiş koparır. Şerbetten sonra erkek tarafından gelen nişancılar, hediyelerini ortada gezdirilen tepsiye bırakırlar.

NİŞAN-DÜĞÜN ARASI GELENEKLER
Nişandan sonra hediye ve takılar, bir sini içerisine konularak kız evine getirilir. Komşular bu eşyalara bakmak için toplanırlar. Kız tarafı da oğlana alınan hediyeleri şerbetle birlikte gönderir.

Nişan-düğün arası genellikle altı ay- bir yıl sürer. Bu süre içerisinde geçen bayramlarda kız evine bayramlıklar gider. Ramazan ayı içerisinde “iftarlık götürme” geleneği, Kurban Bayramında ise “kurbanlık koç götürme” geleneği yerine getirilir. Kurbanlık götürülecek olan koç süslenir ve alnına bir altın takılır.

Nişanlılık süresince oğlan ve kız, gizli olarak buluşur ve görüşürler.
SÖZ KESME veya SÖZ ALMA

Düğünle ilgili işlerin görüşülüp, düğün gününün kararlaştırılması için damadın babası, kız evine giderek düğün günü için onay alır.



PAZARLIK

Kızın çeyizini hazırlamak ve gerekli diğer eşyaların alınması için şehre gitmeye “pazarlık” denir. Kızın kardeşlerine, annesine, babasına ve kendisine çeşitli hediyeler alınır. Erkek kardeşe alınan hediyeye “kardeş yolu”, anneye alınana da “ana yolu” denir.


ERKEK TARAFINDA DÜĞÜNÜN BAŞLAMASI

Düğünün başladığı akşam erkekler, “düğün odası” olarak seçilen yerde toplanır ve “düğün kâhyası”nı seçerler. Artık düğün süresince bütün işler Düğün Kâhyası’ndan sorulur. O sabah okuyucu, yufka (yuha) açılmasına, çeyize bakmaya, kına gecesine ve gelin almaya bütün köy halkını davet eder.
Yufka yemeğine bütün kadınlar gelir, hazırlanmakta olan yufka ve aşureden yerler, getirdikleri unu da düğün evine bırakırlar. O gün düğünün başladığına işaret olarak bayrak asılır. Düğün bayrağının ucuna soğan veya patates çivilenir ve onun etrafına çeşitli renklerde krepler bağlanır. Düğün, davul-zurnanın çalmaya başlamasıyla hareketlenir.

KIZ TARAFINDA DÜĞÜNÜN BAŞLAMASI

Kız tarafında ilk gün okuyucu, “okuntu”yla gezer. Okuntuda düğüne çağırılacak kişiye göre hediyeler (terlik, şeker, bardak...) bulunur.


GÜVEY YIKANMASI

Bayrak kalktıktan sonra güvey (guvâ), hamama veya Köyün yunağına götürülür; sağdıç (sâduç) ve gençler tarafından yıkanır. Buna “guvâ çimdirmesi” denir.


ÇEYİZE BAKMA

Davetliler, okuyucunun çağrısına göre genellikle salı günü- çeyize bakmaya giderler. Çeyize bakma, kızın hazırladığı eşyalarla erkek tarafının aldığı eşyaların sergilenmesinden ibarettir. Akşamleyin damat evinden sekiz-on kişi “çeyiz yazma”ya gider. Çeyiz, yazıldıktan sonra damat evine getirilir. Çeyizin evden çıkarılacağı sırada kızın erkek kardeşlerinden biri, çeyiz sandığına oturur ve bahşiş almadan kalkmaz.
KINA GECESİ

Düğünün en zevkli bölümü olan kına gecesinde geline kınası yakılır ve bu sırada türküler, maniler söylenir. Burada söylenen maniler ve türküler genellikle yanık ve içli olur.

Gelin kız, bir mindere oturtulur, annesi gelir ve onun boynuna sarılır. Bu sırada maniler söylenerek kız ağlatılır. Kızın sağ eli tutularak bir yastık etrafında gezdirilirken şunlar söylenir:
Ay dolandı, gün durdu.

Gün dolandı, ay durdu.

Elif durdu, mim durdu.

Muhammed Mîraçta iken

Sağ yanına kim durdu?

Allah Allah illallah! Verelim Muhammed’e salavat sellelloo... Muhammed!

Ay dolandı, gün durdu.

Gün dolandı, ay durdu.

Elif durdu, mim durdu.

Muhammed Mîraç’ta iken

Sağ yanına kim durdu?
Allah Allah illallah! Verelim Muhammed’e salâvat sellelloo... Muhammed!

Bunlar söylenirken gelinin kınası yakılır ve mani söylemeye devam edilir:



Tasta kına eziliyor,

Ak ellere diziliyor,

Keklik gibi süzülüyor.

Kız anam, kınan kutlu olsun!

Baban Bursa’dan geldi mi?

Bursa kınası aldı mı?

Gelin olduğunu bildi mi?

Kız anam, kınan kutlu olsun?


Atladı geçti eşiği,

Sofrada kaldı kaşığı,

Büyük evin yakışığı

Kız anam, kınan kutlu olsun!



Anam beni haslarınan haslasın,

Gül suyuyla siyah saçım ıslasın,

Anam beni el oğlu için beslesin.

Şen anam, şen babam, evin şen olsun!


Anam kirmenini alsın eline,

Çıksın baksın gurbet elin yoluna.

Kız gelin gördükçe bağrı deline.

Şen anam, şen babam, aha ben gidiyom!

Eviniz şen olsun!


Atlarını tepe tepe geldiler.

Geldiler de avlumuza doldular.

Anamın elinden beni aldılar.

Sus, ağlama anam, eller böyl’olur!

Bahçenizde açan güller,

Soldurmasın esen yeller.

Bu gün misafirim ana,

Sabahtan götürür eller!
Bu deyişlerle kızın elbiseleri giydirilir, kız ve anası bu sırada ağlar. Kına yakımından sonra genç kızlar da “Darısı bizim olsun.” der ve aynı kınadan ellerine yakarlar.


Damadın kınasında ise kız tarafının aksine şenlikler yapılır. Davul-zurna eşliğinde halaylar çekilip oyunlar oynandıktan sonra damatla sağdıç, düğün odasının ortasına getirilerek salâvatlar eşliğinde kına yakımına başlanır. Damat, orada bulunan yakınlarından birisi bahşiş (bir inek, bir tarla...) vermeden elini açmaz. Bahşiş verilip el açıldıktan sonra kına yakımına başlanır ve bir tepside herkese leblebi sunulur. Bu sırada damadın arkadaşları, damada leblebi atar, iğne batırırlar.
GELİN ALMAYA GİTME

Gelin almaya, erkek tarafından büyük bir topluluk katılır. Köy aşırı gidilecekse atlar, arabalar, traktörler hazırlanır. Düğün kâhyasını veya görevlendirilen başka birini - Buna “yozucu” denir- kız tarafının gençleri karşılarlar. Yozucu, elindeki heybeyi vermezse onu suya atarlar.

Karşılamada iki tarafta da bayrak bulunur. Kafileler yaklaşınca durulur. Gelin tarafı, damat tarafı bayraktarına şu dörtlüğü okur:


Bayraktar , bayrağını kaldır,

Yönünü kıbleye dönder,

Pîrine bir selam gönder!

Verelim Muhammed’e salâvat sellelloo... Muhammed!


Damat tarafı bayraktarı karşılık verir:

Bayraktar bayrağını kaldırdı,

Pîrine selam gönderdi,

Yönünü kıbleye dönderdi.

Verelim Muhammed’e salâvat sellelloo... Muhammed!
Karşılıklı söylenen bu tür deyişlerden sonra gelin tarafı çeşitli muammalar sorar. Muamma bilinirse yol açılır, bilinemezse güçlük çıkarılır ve sonunda bahşiş alınarak yol açılır.

Muamma: Dünkü günün adı ne?

Bugünkünün tadı ne?

Yer altındaki caminin
İmamının adı ne? Cevap: Sultan Süleyman

Muamma: Hey halladı halladı!

Minareyi kim salladı?

Minarenin başında

Karıncayı kim nalladı? Cevap: Sultan Süleyman
Yol açıldıktan sonra düğüncüler, şu dizeleri okur ve yürürler:



Kaleden indik düze,

Eyvallah hepinize!

Yol verin ağalar bize!
Gelin alayı köye indikten sonra yemekler yenir, gelin hazırlanır. Gelini evden, erkek kardeşiyle babası çıkarır. Gelin alınır ve yola çıkılır. Yol boyunca bazen duraklanıp halaylar çekilir. Gelin attan veya arabadan indirilirken bir kişi, “Gelin attan inmiyor!” diye seslenir. Damadın babası da “Kırmızı düve onundur!” şeklinde bir bahşiş verir ve gelin attan indirilir
Gelin, attan inerken ayaklarının altına ters çevrilmiş bir kazan konur ve buna basması sağlanır. Eşiğin üzerinde bir tahta kâşık vardır, gelin eve girerken bu kaşığa basar ve kırar. Ayrıca damat tarafından gelinin başından para ve çerez saçılır. Gelin eve girdikten sonra ona şerbet ikram edilir. Bu sırada gelini görmeye gelecekler için gelin odası hazırlanır.

Damat evinde hazırlanan yemekler, çoluk çocuk herkese ikram edilir. Bu yemeğin adı
“gelin yemeği” dir. Akşamleyin verilen yemekse “güvâ yemeği”dir.

Yatsı ezanı okunduktan sonra damatla sağdıç, namaza gider. Namaz sonrasında cami cemaati ve imam eşliğinde eve doğru gidilirken ilahiler okunur. Evin önünde imam duasını yapar ve damat yumruklanarak içeri gönderilir.


SEYİRLİK OYUNLAR

Köylüler düğünlerde eğlenmek, kışın köy odalarında boş zamanlarını değerlendirmek için aralarında oyunlar çıkarırlar. Böylece öteden beri süregelen oyun geleneğini devam ettirmiş olurlar. Günlük hayatın çeşitli yönlerini konu edinen bu oyunlar, eğlendirici bir yapıya sahip olmakla birlikte yeni yetişen nesle toplumsal yaşayışın kurallarını da öğretir. Yıldızeli yöresinde genellikle düğün ve köy odalarında oynanan oyunları iki başlık altında toplayabiliriz:

ŞAKA MAHİYETİ TAŞIYAN OYUNLAR
Ayakkabıya Girme: Köy veya düğün odasında oturanlardan biri, sohbet arasında “ayakkabısının içine girebileceğini” iddia eder. Bunu üzerine birisiyle iddiaya girilir. Dışarıdan getirilen bir ayakkabı içine oyuncu birkaç kez balıklama atlar; ama bir türlü ayakkabıya giremez. Bunun sebebinin göz değmesi olduğunu söyler ve oyunu bilmeyenlerden birinin gözlerinin tutulmasını ister. Gözleri tutacak kişinin ellerine kömür karası veya un sürülmüştür. Gözler tutulur ve gözü tutulan kişinin yüzü,kömür karası veya unla iyice boyanır.

Yıldızlara Bakma: Kalabalık bir ortamda, konuşulanların bittiği, ortamın sessizleştiği bir anda bir kişi “ ceketin kolundan baktırıp yıldızları gösterebileceğini” iddia eder ve orada bulunanlardan birine bunu tatbik eder.
Oyunu yapanın adı “ Ahdar Hacâ” dır. “ Benim adım Ahdar Hacâ , ben adımı sorduğumda söylemelisin!” der. Ceket, oyunun kurbanının kafasına sarılır ve ceketin kolundan yukarı bakabilmesi sağlanır. Ahdar Hacâ,. ceketin kolundan: “ Benim adım ne?” diye sorar. O da cevap verir: “Ahdar Hacâ!” Bunu üzerine ceketin kolundan bir sürahi su akıtılır.

Bu grup içerisinde sayılabilecek “değirmen, tarla bölüşme, kim vurdu, tabaktan tabağa su geçirme” gibi oyunlar da vardır.


TOPLU BİR ŞEKİLDE OYNANAN BECERİ OYUNLARI

Kayış Kızdı: Sekiz-on kişi , ayakları birbirine temas edecek şekilde karşılıklı oturur. Dizler biraz kırılarak altta kayışın (kemerin) geçebileceği kadar bir boşluk bırakılır. Kayış, el yordamıyla bacaklar altından hızlı bir şekilde geçirilerek döner. Bu esnada kayışın kimde olduğunu ortada duran ebeye fark ettirmemek için ellerle yere vurularak gürültü çıkarılır. Ebe görmeden kayış bacaklar altından çıkarılarak sırtına vurulur. Ebenin tek tahmin hakkı vardır. Vuran kişi bulunana dek oyun devam eder. Kayışı yakalatan ebe seçilir.


Koz Kısma (Goz Gısma): Hızlı konuşabilmeye, duraksamamaya ve dikkate dayalı bir oyundur. Herkes kendine bir eş seçer ve eşler, ayaklarını birbirlerine yaslayarak karşılıklı otururlar. Ayaklar karmaşık bir şekildedir; fakat birbirlerini uyarabilmeleri için eşlerin ayakları temas eder durumdadır.
Oyunculardan biri, “Ey, eşim eşim! İstanbul’dan dokuz goz geldi, bunu gıssa gıssa kim gısar?” diye eşine sorar. Eşi de oyunda bulunanlardan birinin adını söyler: “......gısar!” Kime “Gısar” denmişse sözü onun eşi alır ve kendi eşini savunur. Kendi kendini savunan, duraksayan, dili sürçen yanar ve “goz gısmış” olur.
Dokuz hatadan sonra oyun biter ve hata yapanlara seyredenler tarafından ceza verilir. (Türkü söyleme, hayvan taklidi yapma vb.)

Bu grup içerisinde sayabileceğimiz “kabak, turp, yüzük saklama, askerlik” gibi oyunlar da vardır.

FOLKLOR (HALK OYUNLARI)
Yıldızeli, halk oyunları yönünden zengin bir ilçedir. Sivas yöresinde oynanan oyunların hemen hemen hepsi Yıldızeli’nde bilinmekte ve oynanmaktadır. Oyunlar genellikle kadınlar ve erkekler tarafından ayrı ayrı oynanmakla birlikte karışık olarak oynanan oyunlar da vardır. Sivas Halayı, Abdurrahman Halayı, Hoş Bilezik, Bice, Madımak, Çökelik (Çökelek) ve Semah, ilçenin en önemli halk oyunlarıdır. Bütün bu oyunlar, davul-zurna ya da bağlama eşliğinde icra edilir. Ayrıca Çerkezler tarafından oynanan “Kafkas” oyunu da vardır ki bu oyun, akordiyon eşliğinde icra edilir.
Sivas Halayı, yörenin yaşamını sembolize eden figürlerle taşır. Oyunun başındaki yavaş figürler, yöre insanının dinlenme zamanı olan kış aylarını; hızlı figürlerse durmaksızın çalışılan yaz aylarını anlatmaktadır. Madımak oyunu ise madımak toplarken yapılan hareketlerin figürler şeklinde sunulmasından ibarettir.

Davul-zurna ya da bağlama eşliğinde oynanan oyunların yanı sıra bir türküyü karşılıklı gruplar halinde söyleyerek oynanan oyunlar da vardır:
Aman gavahtan gazel endi,

Aman dibine gozel endi.

Aman bir öptüm, bir ısırdım,

Aman dişime nazar endi.

Aman gavahtaki gargalar,

Aman gavah dalın ırgalar.

Aman on beşine değen gız,

Aman fincan göbek ırgalar.

YILDIZELİ İLÇE  YEMEKLER
YEMEKLER

Beslenme, organik bir süreç olmasının yanı sıra aynı zamanda da kültürel bir olgudur. Farklı toplumların farklı kültürlere sahip oldukları bir gerçektir. Yemek yeme alışkanlıkları da kültürün bir öğesi olması nedeniyle çeşitli toplumlara göre farklılıklar gösterir. Bir insanın ne yediği, coğrafî koşullara bağlı olmakla birlikte onun kültürüne de bağlıdır.

Ülkemizde yemek yeme alışkanlıkları tarihsel olarak, bölgesel olarak; hatta köy, kent gibi yerleşim birimlerine göre de değişiklik gösterir.

Bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan yurdumuzda hemen her çeşit sebze ve meyve yetişmektedir. Yemek yapmaya elverişli yabanî otlar yönünden de topraklarımız zengindir.
Hayvancılık, Türklerin tarih başlangıcından beri dayandıkları en önemli ve belki de zaman zaman tek ekonomik temel uğraşısı olmuştur. Buğday ise Türk halkı ekonomisinin ikinci temelini oluşturur.

Türk mutfağının birinci zenginlik sebebi, yukarıda saydığımız yiyecek ve içecek hammaddesi kaynaklarımızın bolluğu ve çeşitliliğidir. Günümüzde Anadolu’da sofra düzenleriyle, pişirme yöntemleriyle, kış için hazırlanan yiyecekleriyle, araç-gereçleriyle ve yemekleriyle zengin bir mutfak kültürü yaşamaktadır.
Yıldızeli yöresi de mutfak kültürü açısından zengin bir ilçedir. İlçeye özgü yemeklerden bazıları şunlardır:

Ekmek Aşı (Ekmâşı): Soğan yağ ile kavrulur, içine kıyma ve bulgurla birlikte su ilave edilir. Kızartılan ekmek dilimleri yemek içine konulur.
Madımak: İlkbaharda kırlarda çok görülen yabanî bir ot olan madımak, toplandıktan sonra çöpleri ayıklanarak yıkanır ve doğranır. Doğranan madımaklar bulgurla karıştırılır, içerisine biraz kemikli et veya pastırma konularak pişirilir. Yemek soğuduktan sonra yoğurtlanarak da yenilebilir.

Su Böreği (Subürâ): Hamur, küçük küçük kareler şeklinde kesilir ve kaynatıldıktan sonra süzülür. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülür.
Kelecoş: Kıyma ve soğan yağda kavrulduktan sonra “keş ayranı” ile karıştırılır. Bir müddet ateşte tutulduktan sonra çekilir. Kelecoş, bir kış yemeğidir.

Efelik Sarması (Evelik Sarması): Geniş yapraklar şeklinde olan efelik otu önce haşlanır. Bulgur, un, tuz, karabiber karıştırılarak harç yapılır ve bu harç efeliklere sarılarak pişirilir. Soğuduktan sonra üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülür.
Ayran Çorbası (Gatıhlı Çorba): Bir kâse yarma, suda haşlanır ve soğutulur. Üzerine yoğurtla birlikte tereyağı ve kavrulmuş nane dökülür.

Mumbar: Baharat ve kıyma ile karıştırılmış olan bulgur, ince bağırsağa doldurulur ve kaynatılır. Haşlama işleminden sonra kızartılır.
Hıngel:Kareler şeklinde kesilmiş hamurların içine kaynatılmış ve ezilmiş patates konularak haşlanır. Haşlama işleminden sonra üzerine bolca tereyağı dökülür. Kesilen hamurlar, boş olarak da pişirilebilir. Boş pişirilen hamur ya yoğurtlanır ya da üzerine çökelek dökülerek yenir.

Bu yemeklerin yanı sıra yöreye özgü birçok çörek ve ekmek çeşidi de vardır: Pağaç, gilik, eşkili, iki yüzlü, karakız katmeri, gagala, gömbe (kömbe), çökelikli, bişi...

GİYİM-KUŞAM

Giysi, bir toplumun ve o toplumu oluşturan bireylerin zevklerini, yaşam tarzlarını ve karakterlerini yansıtır. Giysiler, bir toplum içerisinde anlaşma ve uzlaşma biçimidir. Aynı tarz giysileri giyen insanlar arasında toplum düzenini sağlayan gizli bir sözleşme vardır.

Giyim, beğeninin ve dolayısıyla uygarlığı ve ahlâkı etkileyen değerlerin ifadesidir. Toplumu ve devri sembolize eder.

Son yıllarda pek çok alanda olduğu gibi giyim-kuşam alanında da ülkemizde yörelere özgün çeşitlilik giderek kaybolmaktadır. Yıldızeli’nde yöresel giysileri artık dedelerimizin, ninelerimizin veya folklor ekiplerimizin üzerinde görebilmekteyiz.

Yıldızeli yöresinde eskiden erkekler fes veya şapka takar, şalvar ve cepken giyerlermiş. Fes, günümüzde sadece erkekler tarafından kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra –özellikle köylerde- kasket takma geleneği de devam ettirilmektedir.
Yörede eskiden kadınlar, üç etek, şalvar giyer; şal ve önlük takarlarmış. Köylerde hâlâ kadınlar tarlada çalışırlarken şalvar giymekte, madımak toplarken önlük takmaktadırlar. Kadınlar başlarını, “bürük” denilen yazmayla; genç kızlar ise, “İstanbul başı” denilen ve yüzü açıkta bırakacak biçimde örterler.


Köylerde ayakkabı olarak ise çoğunlukla çarıkların yerini lastik veya naylon ayakkabılar almıştır. Lastik ayakkabının parlak ve lüks olan çeşidine “cizlavut” denir.


YÖREYE AİT BAZI MANİ, TEKERLEME ve BİLMECELER

Maniler: Yıldızeli yöresinde mani söyleme geleneği genellikle kadınlar tarafından üç yerde ve biçimde devam ettirilmektedir:

1-Bulgur taşıyla bulgur çekilirken mani söyleme

2-Irgat gidildiğinde veya tarlada mani söyleme

3-Düğünlerde mani söyleme

Maniye maraz derler.

Gozele beyaz derler.

Ben sevdim, eller aldı.

Yana yana gez derler.

Ay doğar aşmak isyer.

Bal dodah yaşmah ister.

Şu benim cahıl gonüm,

Yâra gavuşmah ister.

Geden ay dutulur mu?

Bala duz gatılır mı?

Geceler bir yıl olmuş,

Yalunuz yatılır mı?

Sohu dibi gar imiş,

Gunden yannı erimiş.

Otuz iki meyvanın

En datlısı yârımış.

Al öynüğüm oğümde,

Gıvrım bağım belimde.

Çıhar çıhar sallanır,

Yâr gapının öğunde.

Oğlan adın İrecep,

Gun mü buldun gelecek?

Sohahlar buz bâlamış,

Düşüp de geberecek.

Gokde yıldız yüz altmış,

Gaşların keman çatmış.

İnsano’lun torpahdan,

Yârı nurdan yaratmış.

İlengerde duz olsam,

Böyük evde gız olsam.

Yâr gapıdan geçerken

Evde yalunuz olsam.

Çitim sarı, ben sarı,

Çitile gonmuş arı.

Benim bir seduğüm var:

Sızılmış oğul balı.

Defimin düzeni yoh,

Çalanın hezanı yoh.

Çıhdım çöplük başına,

Yârimden gozeli yoh.

Gediyom dur diyen yoh,

Kebap oldum yiyen yoh.

Ayrılık gomlâni,

Benden gayrı geyen yoh.
Tekerlemeler: Çocuklar tarafından herhangi bir oyun içerisinde veya oyun öncesi ebe

seçiminde söylenen tekerlemelerden bazıları şunlardır:


Epenenek

El el epenek

Elden çıkan kepenek

Kepeneğin yarısı,

Bit bidenin karısı

Ebem yoğurt getirdi,

Pisik burnunu batırdı.

Pisik burnun kesile,

Minareden asıla.

Minarede bir kuş var,

Kanaıdnda gümüş var.

Allı gelin telli gelin,
Çek elinden birisinden birisini.

Portakalı Soydum

Portakalı soydum

Başucuma koydum

Ben bir yalan uydurdum

Duma duma dum

Kırmızı mum!

Açıl Kilidim

Açıl kilidim, açıl!

Açıl kilidim, açıl!

Bunun kilidi nerede?

Kedi kaçırdı.

Kedi nerede?

Ağaca çıktı.

Ağaç nerede?

Balta kesti.

Balta nerede?

Suya düştü.

Su nerede?

İnek içti.

İnek nerede?

Dağa kaçtı.

Dağ nerede?

Yandı, bitti, kül oldu!

O... Mo...

O... mo... kara do

Sime sime sime do

Lapatike lapatike bir bando.

Bilmeceler:

1- Hekâ hekti,

Çamura çöktü,

Çektiydim kuyruğu koptu. Cevap: Havuç

2- Hey hurtlar, huğurtlar!

Yusuf’u yiyen kurtlar!

Ayağından su içer,

Tepesinden yumurtlar. Cevap: Ekin

3- Yedi delikli tokmak,

Bunu bilmeyen ahmak. Cevap: İnsan başı

4- Çıt etmeden çalıya düştü. Cevap: Güneş

5- Dağdan gelir hefül hefül,

Ayakları halka demür

Vur başına otur, gemür. Cevap:Karpuz

6- Karnı küp gibi,

Boynu çöp gibi.

Isırınca sulanır.

Tadı şerbet gibi. Cevap: Armut

7- Dağdan gelir,

Taştan gelir.

Bağırır oğlak gibi. Cevap: Kağnı



8- Abdest alır, namaz kılmaz,

Cemaatten geri kalmaz. Cevap: Cenaze

9- Ezan okur, namaz kılmaz.

Avrat alır, nikah kıymaz. Cevap: Horoz

10- Dal üstünde kırmızı ışık. Cevap: Kiraz


GELENEKLER

SAYA GELENEĞİ

İlçe merkezinde ve köylerde “koç katımı”ndan yüz gün sonrasına denk gelen 25-26 şubat günleri “saya günleri”dir. Halk inanışına göre bu günler, kuzunun ana karnında tüylendiği günlerdir. Törene katılan gençler, kapı kapı dolaşarak şu manzumeleri okurlar:

Selam verdim selvi gelin,

Selamımı aldın mı?

Sayacı geldi, duydun mu?

Sağlak koyunu sağdın mı?

Sağlak koyunun anası,

Düü... dedi, meledi mi?

Çarpa çarpa yaladı,

Nenem kürdü, koyun otluğa durdu!

Ay karanlık gecede,

Görmüşsündür kurdu, koyun!

Ağ baldır yârim, koyun!



Gümbür gümbür yayarlar,

Ak kaymağın ağalara verirler.

Hey, biz iken biz iken!

Yedi yaşıma yettim.

Ee...bebem kara kız iken

Yedi yüz koyun güttüm.

Ahşar verdim alana,

Çıktı gitti belene.

Belende bir obası var.

Obası, yaylası kutlu olsun

Hem yoksula hem beyine.

Heresi hüresi

Kırklığa borat tepesi.

Biz açımızdan gezmiyoruz.

Bu, koyunun töresi.

Koyunun yüzü yetti,

Kuzunun tüyü bitti.

Şur’da elli gün kaldı,

25’i yaz, 25’i kış.

Hey, deyin uşaklar, hey!

Hey ne kaldı, ne kaldı?

Şur’da elli gün kaldı.

Elli günün ertesi,

Yoğurt çalar haftası.

Küpeciğe koyasın,

Gümbür gümbür yayasın.

Şu oğluma, şu kızıma diyesin.

Gönderin hanımlar, gönderin!

Yağdan, bulgurdan hey!

Hey hayadan hayadan!

Yılan aktı kayadan.

Açlığımızdan gelmedik

Töremiz var sayadan hey!

Dağda tavşan kovarım.

Düştüm, dizim ovarım.

Ergeninizi evermezseniz

Sizi evden kovarım.

Kılavuz geldi kapıya,

Yağ verelim tepsiyle.

Bir verenin kızı olsun,

İki verenin oğlu olsun.

Oğlan bize yoldaş olsun hey!

Bu manzumeler okunarak ev ev dolaşılır ve alınanlar, bir gün sonra helva ve pilav yapılarak birlikte yenir.

Bazı köylerde saya gezerken (saya sallarken) şenlik olsun diye, birine ayı elbisesi giydirilir ve boynuna çan takılır. Bir kişi de Arap olur, bunun kolların da zil takılır. Bazen de birkaç erkek çocuk, kız elbisesi giyerek dolaşır.

AD VERME GELENEĞİ

Sözlük anlamı ile ad, “insanın toplumsal ve bireysel kişiliğinin yanı sıra büyü ve gizem gücünü de belirten simge”dir. Ad, kişiliği oluşturan özelliklerden biridir. Bunun için de geleneksel yaşamın etkin olduğu yörelerde, yeni doğan çocuğa ad konması genellikle dinsel içerikli bir törenle olur. Seçilen adın, çocuğun geleceğini, karakterini, toplum içindeki yerini belirleyeceğine inanılır.

Çocuğa ad koyma, dinsel içerikli bir törenle yerine getirilir. Daha önce belirlenen ad, bu törenle çocuğa verilir.

Genellikle doğumdan sonra gelen bir hafta içinde çocuğa ad konur. Çocuğa ad koyma töreni evin en yaşlı kişisi tarafından gerçekleştirilir. Çocuğun sağ kulağına ezan okunup, sol kulağına da kamet getirildikten sonra, “Senin adın .....” denilerek ad koyma töreni gerçekleştirilmiş olur.

Yıldızeli yöresinde çoğunlukla kullanılan adlar ve bu adların söyleniş şekilleri:

Hüseyin: Üsüyn Süleyman: Sülüman

Ahmet : Ehmet Halil : Hallo

Ayşe : Anşa Necati : Necet veya Neco

Hasan : Hasso İsmail : İsmayıl

Mehmet : Memmet Recep : İrecep

Ramazan: Iramazan Nuri : Nurü

Bekir : Bekır Esma : Esme

İbrahim : İrbaham Mustafa : Mıstafa

Bahattin : Baho Selahattin: Selo

Esalettin : Esoç Fatih : Fati

Yunus : Yunis Rıza : İrıza

Yörede “Döndü, Döne, Yeter, Soner, Songül” gibi istek ve dilek bildiren isimler de sıklıkla kullanılmaktadır.


YILDIZELİ İLÇE TURİZİM




Ülkemiz son yıllarda dünya turizm pazarından önemli bir pay alsa da Sivas ili ve ilçelerinin dış turizm geliri yok denecek kadar azdır. Tarihi İpek Yolu üzerinde bir kavşak noktası olan ilçe günümüzde de Karadeniz Bölgesi’ni, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’ya; doğuyu, batıya bağlayan bir geçiş noktasında yer almaktadır. İlçemizin dış turizm geliri yoktur; ancak bilhassa son yıllarda iç turizmde hareketlilik gözlenmektedir.

İlçe merkezinde her yıl ağustos ayında geleneksel olarak düzenlenen Karakucak Güreşleri Kültür ve Sanat Festivali, Sıcak Çermik Kaplıcaları, Şifalı Ilıca Suyu, Banaz Köyü’nde her yıl temmuz ayında düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri, Yıldız Dağı, tarihi ve doğal güzellikleri, ilçenin iç turizm potansiyelini oluşturan etkinlik ve değerlerdir.

Karakucak Güreşleri

Yıldızeli, tanıtım eksikliğini her alanda olduğu gibi turizm alanında da hissetmektedir. M.Ö.4500’e kadar uzanan ve 6500 yıl içerisinde oluşturulan tarihi ve kültürel değerleri, şifalı suları, eşsiz doğası yeterince tanıtılamamış, gerekli yatırımlar yapılamamıştır.

İlçede bulunan C.Ü. Meslek Yüksek Okulu öğrenci yakınlarının ziyaretleri, E-88 karayolu üzerinde yer alan Osmanlı Petrol Tesisleri ve Total Petrol Tesislerinin yol güzergahından geçiş yapan araç yolcularına verdikleri hizmet ve Yıldızeli misafirperverliği ile sundukları eşsiz yöresel yemekler turizm hareketliliğinin bir parçasını oluşturmaktadır.

Yıldızeli-Sivas karayolu 21. km.sinde Yıldızeli ve Sivas mutfağından örnekler sunan Bizim Ev etnografik eserlerle yapılan dekorasyonu ve nefis damak tadı ile misafirlerini ağırlamaktadır.

İlçe merkezinde 40 yataklı ve kaloriferli Yuvam Oteli, ayrıca Sıcak Çermik Kaplıca merkezinde 5 otel faaliyet göstermektedir. Ayrıca Emniyet Amirliği’nin ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün misafirhanesi mevcuttur.
KAPLICALAR VE ŞİFALI SULAR

SICAK ÇERMİK

Sivas-Ankara Karayolu üzerinde, ilçeye 21 km mesafede, Sivas ilinin ve ilçenin en önemli kaplıca ve mesire yeridir.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Başkanlığınca 2002 yılında yerinde ve laboratuarlarında yapılan analiz sonuçlarına göre; kaplıca suyunun termomineral sular grubu içerisinde yer aldığı, doğal sıcaklığının 20 Santigrat derecenin (43.3 C) üzerinde ve toplam mineralizasyonu 1000 mlg/L’nin (2818 mlg/L) üzerinde olduğu, sodyum, kalsiyum, bikarbonat ve karbondioksitli bir termomineral su niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.

Romatizmal hastalıklar, kemik ve kireçleme hastalıkları, deri hastalıkları, kadın hastalıkları, böbrek ve idrar yolları rahatsızlıklarında banyo kürleri şeklinde iyi gelmektedir. Kaplıca suyu içilmemektedir.

KAMAN MADEN SUYU

İlçeye 22 km uzaklıkta Kaman Köyü’nde yer almaktadır. Üç ayrı lokasyondan çıkış gösteren, yaklaşık 10 maden suyu kaynağından toplam debisi 3 lt/sn olarak ölçülmüştür. Kaynak sıcaklıkları 13-15 C arasında değişiklik göstermektedir.

Maden suları gazlı (muhtemelen C02), ekşimsi tatta ve berrak özelliktedir. Çevresinde kükürt, karbonat ve demiroksit çökeltileri bırakmaktadır. Halk arsında böbrek ve safra kesesi taşlarının tedavisinde etkili olduğu inancı yaygındır.

ILICA KAYNAK SUYU
İlçeye 9 km mesafede Ilıca Köyü’nde yer almaktadır. 2002 yılında yerinde ve laboratuarlarda yaptırılan analiz sonuçlarına göre suyun doğal sıcaklığının 20°C derecenin (35,5° C) üzerinde olduğu için, termal sular içerisinde sınıflandırıldığı, mikrobiyolojik, bakteriyolojik, kimyasal ve fiziksel açılardan temiz olduğu tespit edilmiştir.

Fiziksel ve kimyasal özelliklerinden dolayı banyo ve içme kürleri şeklinde tedavi amaçlı kullanılabileceği anlaşılmıştır. Florür içeriği nedeniyle florür noksanlığında ve özellikle çocuk, ergenlik çağı ve yaşlılıkta, diş çürüğü önlemlerinde günlük 1,5 mlg florür alımını geçmemek koşuluyla içme kürü şeklinde kullanımı uygundur. Hareket sistemi, kalp-damar sistemi hastalıkları, lokomotor sistem hastalıkları, sinir sistemi hastalıklarında da banyo kürü şeklinde kullanılabilir.

Şu anda üzerinde basit sistemle yapılmış banyolar mevcut olup, yapılacak yatırımlarla önemli bir kaplıca turizm merkezi olabilecek özellikler taşımaktadır.

BAKIRCIOĞLU ÇERMİĞİ(UYUZ ÇERMİĞİ)
Bakırcıoğlu köyünde kaya mezarının da bulunduğu mevkii de doğal mağara ve sıcak su kaynağı yer almaktadır.
Halk arasında uyuz çermik olarak geçmekte olup, suyun uyuz hastalığı ve sivilcelere iyi geldiğine inanılmaktadır.

FESTİVAL VE ŞENLİKLER

GELENEKSEL KARAKUCAK GÜREŞLERİ KÜLTÜR VE TURİZM FESTİVALİ

İlçenin kültür ve turizm potansiyeli ile tanıtımını sağlamak, ata sporumuz olan güreşi ilçe genelinde özendirmek ve yaygınlaştırmak, ilçe halkını birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları ile şölen havası içerisinde bir araya getirmek, çeşitli aktiviteler düzenlemek suretiyle insanların iyi ve hoş zaman geçirmesini temin etmek, ilçe merkezinde ekonomik bir canlılık sağlamak için düzenlenen festival her yıl daha büyük coşkuyla büyüyerek bayram havasında geçmektedir.

PİR SULTAN ABDAL ŞENLİKLERİ

Her yıl temmuz ayının ilk haftasında Pir Sultan Abdal doğduğu yer olan Banaz Köyü’nde törenlerle anılmaktadır.

Ankara Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı katkılarıyla 2003 yılında 14.’sü gerçekleştirilen Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri, 28-29 Haziran 2003 tarihlerinde Banaz Köyü’nde düzenlenmiştir.Şenlikler kapsamında; açılış ve konuşmalar, şiir dinletisi , semah gösterileri, imza töreni, söyleşi, panel ve konser gibi etkinlikler yapılmıştır.

KÖY ŞENLİKLERİ

Büyük şehirlere göç veren ilçedeki bazı köylere, ilçe dışındaki vatandaşlarımızın yazın belirli günlerinde toplu gelmeleri ile Çırçır, Kaman, Demirözü, Kadılı, Davulalan, Merkez Sarıkaya v.b köylerimizde köy şenlikleri düzenlenmektedir.

Bu günlerde köylerde büyük canlılık olmakta, yapılan piknik ve sohbetlerle memleket özlemleri giderilmekte, kültür bağları canlı tutulmaktadır.

MESİRE YERLERİ VE YAYLALAR

Doğal çevrenin hızla kirlendiği ülkemizde, ilçe piknik ve mesire yerleri açısından oldukça zengindir. Eşsiz güzellikteki yaylaları, Çağlar ve Etyemez göletleri, Sivas karayolu üzerinde yer alan Karayolları Ahmet Eser Parkı piknik alanı,Sıcak çermik,Ilıca köyü, Yolkaya köyündeki alabalık üretim çiftliği, Çamlıbel, halk arasında yatır veya ziyaret olarak tabir edilen Şeyhhalil, Kevgir Baba (Yolkaya Köyü), Sarıkaya ve benzeri birçok yer mesire için olarak gidilen mekanlardır.

Ülkemizde son zamanlarda önem kazanmaya başlayan yayla turizmi için İlçe önemli bir potansiyeli barındırmaktadır. Çamlıbel, Toraç dağı, Yıldız Dağı, Yusufoğlan, Avcıpınar, Yolkaya, Alaca, Belcik, Karalar, Eşmebaşı yaylaları ilçenin eşsiz güzellikteki yaylalarından birkaçıdır.

Blog Listem